Mutaffifîn
المطففينMutaffifîn sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 83. sûresidir ve 36 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
Veylül lilmütaffifîn.
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
Ellezîne ize-ktâlû `ale-nnâsi yestevfûn.
Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
Veizâ kâlûhüm ev vezenûhüm yuhsirûn.
Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
Elâ yezunnü ülâike ennehüm meb`ûsûn.
Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
Liyevmin `azîm.
Büyük bir gün için.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Yevme yekûmü-nnâsü lirabbi-l`âlemîn.
Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ
Kellâ inne kitâbe-lfüccâri lefî siccîn.
Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ
Vemâ edrâke mâ siccîn.
Bildin mi sen, Siccin nedir?
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Kitâbüm merkûm.
Yazılmış bir kitaptır o.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Vay haline yalanlayanların o gün!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Ellezîne yükezzibûne biyevmi-ddîn.
Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Vemâ yükezzibü bihî illâ küllü mü`tedin esîm.
Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
İzâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ kâle esâtîru-l'evvelîn.
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.
كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Kellâ bel râne `alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn.
Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
Kellâ innehüm `ar rabbihim yevmeizil lemahcûbûn.
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ
Sümme innehüm lesâlü-lcehîm.
Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Sümme yükâlü hâze-llezî küntüm bihî tükezzibûn.
Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ
Kellâ inne kitâbe-l'ebrâri lefî `illiyyîn.
Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
Vemâ edrâke mâ `illiyyûn.
Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Kitâbüm merkûm.
Yazılmış bir kitaptır o.
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Yeşhedühü-lmükarrabûn.
Allah'a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ
İnne-l'ebrâra lefî ne`îm.
Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
`Ale-l'erâiki yenzurûn.
Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Ta`rifü fî vucûhihim nadrate-nne`îm.
Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
Yüskavne mir rahîkim mahtûm.
Onlara damgalı saf bir içki sunulur.
خِتَـٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَـٰفِسُونَ
Hitâmühû misk. Vefî zâlike felyetenâfesi-lmütenâfisûn.
Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ
Vemizâcühû min tesnîm.
Karışımı Tesnim'dendir (En üstün cennet şarabındandır).
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ
`Ayney yeşrabü bihe-lmükarrabûn.
Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ
İnne-llezîne ecramû kânû mine-llezîne âmenû yadhakûn.
Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
Veizâ merrû bihim yetegâmezûn.
Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ
Veize-nkalebû ilâ ehlihimü-nkalebû fekihîn.
Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
Veizâ raevhüm kâlû inne hâülâi ledâllûn.
Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَـٰفِظِينَ
Vemâ ürsilû `aleyhim hâfizîn.
Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
Felyevme-llezîne âmenû mine-lküffâri yadhakûn.
İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
`Ale-l'erâiki yenzurûn.
Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Hel süvvibe-lküffâru mâ kânû yef`alûn.
Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?
Baştan sona dinle · Mutaffifîn
0:00