Müddessir
المدثرMüddessir sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 74. sûresidir ve 56 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Yâ eyyühe-lmüddessir.
Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!
قُمْ فَأَنذِرْ
Kum feenzir.
Kalk artık uyar.
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Verabbeke fekebbir.
Sadece Rabbini yücelt.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Vesiyâbeke fetahhir.
Elbiseni temizle.
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
Verrucze fehcür.
Pislikten sakın.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
Velâ temnün testeksir.
Yaptığını çok görerek başa kakma.
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
Velirabbike fasbir.
Rabbin için sabret.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
Feizâ nükira fi-nnâkûr.
O sûra üflendiği zaman,
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
Fezâlike yevmeiziy yevmün `asîr.
İşte o gün pek zorlu bir gündür.
عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
`Ale-lkâfirîne gayru yesîr.
Kâfirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Zernî vemen halaktü vehîdâ.
Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا
Vece`altü lehû mâlem memdûdâ.
Hem ona bol servet verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا
Vebenîne şühûdâ.
Hem göz önünde oğullar verdim.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا
Vemehhettü lehû temhîdâ.
Hem ona büyük imkânlar sağladım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Sümme yatme`u en ezîd.
Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَـٰتِنَا عَنِيدًا
Kellâ. İnnehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.
Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
Seürhikuhû sa`ûdâ.
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
İnnehû fekkera vekaddera.
Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Fekutile keyfe kaddera.
Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Sümme kutile keyfe kaddera.
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
ثُمَّ نَظَرَ
Sümme nezara.
Sonra baktı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Sümme `abese vebesera.
Sonra kaşını çattı, surat astı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
Sümme edbera vestekbera.
Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
Fekâle in hâzâ illâ sihruy yü'ser.
"Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
İn hâzâ illâ kavlü-lbeşer.
"Bu, sadece bir insan sözüdür."
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Seuslîhi sekara.
Ben onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
Vemâ edrâke mâ sekar.
Bilir misin sen, nedir o sekar?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
Lâ tübkî velâ tezer.
Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Levvâhatül lilbeşer.
Durmadan derileri kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
`Aleyhâ tis`ate `aşer.
Üzerinde ondokuz (melek) vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَـٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَـٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَـٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
Vemâ ce`alnâ ashâbe-nnâri illâ melâikeh. Vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lillezîne keferû liyesteykine-llezîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-llezîne âmenû îmânev velâ yertâbe-llezîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyekûle-llezîne fî kulûbihim meraduv velkâfirûne mâzâ erâde-llâhü bihâzâ meselâ. Kezâlike yüdillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. Vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. Vemâ hiye illâ zikrâ lilbeşer.
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
Kellâ velkamer.
Hayır, andolsun aya,
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
Velleyli iz edbera.
Döndüğü an o geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
Vessubhi izâ esfera.
Ve açtığı sıra o sabaha.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
İnnehâ leihde-lküber.
Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ
Nezîral lilbeşer.
Uyarmak için insanları..
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
Limen şâe minküm ey yetekaddeme ev yeteehhar.
İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
Her nefis kendi kazancına bağlıdır.
إِلَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلْيَمِينِ
İllâ ashâbe-lyemîn.
Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.
فِى جَنَّـٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ
Fî cennâtin. Yetesâelûn.
Onlar cennettedirler, sorup dururlar.
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
`Ani-lmücrimîn.
Suçluların durumunu.
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
Mâ selekeküm fî sekara.
"Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye.
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
Kâlû lem nekü mine-lmüsallîn.
Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
Velem nekü nut`imü-lmiskîn.
"Yoksula da yedirmezdik."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
Vekünnâ nehûdu me`a-lhâidîn.
"Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Vekünnâ nükezzibü biyevmi-ddîn.
"Ceza gününü yalanlardık."
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
Hattâ etâne-lyekîn.
"Nihayet bize ölüm gelip çattı."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ
Femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.
Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Femâ lehüm `ani-ttezkirati mü`ridîn.
Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
Keennehüm humürum müstenfirah.
Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
Ferrat min kasverah.
Arslandan kaçmaktalar.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً
Bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ suhufem müneşşerah.
Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Kellâ. Bel lâ yehâfûne-l'âhirah.
Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ
Kellâ innehû tezkirah.
Hayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Femen şâe zekerah.
Dileyen onu düşünür.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
Vemâ yezkürûne illâ ey yeşâe-llâh. Hüve ehlü-ttakvâ veehlü-lmagfirah.
Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.
Baştan sona dinle · Müddessir
0:00