Kıyâme
القيامةKıyâme sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 75. sûresidir ve 40 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ
Lâ uksimü biyevmi-lkiyâmeh.
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
Velâ uksimü binnefsi-llevvâmeh.
Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
Eyahsebü-l'insânü ellen necme`a `izâmeh.
İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
Belâ kâdirîne `alâ en nüsevviye benâneh.
Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
Bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ
Yes'elü eyyâne yevmü-lkiyâmeh.
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
Feizâ berika-lbesar.
Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
Vehasefe-lkamer.
Ay tutulur,
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
Vecümi`a-şşemsü velkamer.
Güneş ve ay toplanır,
يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
Yekûlü-l'insânü yevmeizin eyne-lmeferr.
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
كَلَّا لَا وَزَرَ
Kellâ lâ vezer.
Hayır, hayır, yok bir siper.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
İlâ rabbike yevmeizin-lmüstekarr.
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
Yünebbeü-l'insânü yevmeizim bimâ kaddeme veehhar.
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ
Beli-l'insânü `alâ nefsihî besîrah.
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
Velev elkâ me`âzîrah.
Bir takım özürler ortaya atsa da.
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
Lâ tüharrik bihî lisâneke lita`cele bih.
Onu hemen okumak için dilini depretme.
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
İnne `aleynâ cem`ahû vekur'âneh.
Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
Feizâ kara'nâhü fettebi` kur'âneh.
O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
Sümme inne `aleynâ beyâneh.
Sonra onu açıklamak da bize aittir.
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
Kellâ bel tühibbûne-l`âcileh.
Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Vetezerûne-l'âhirah.
Ahireti bırakıyorsunuz.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
Vucûhüy yevmeizin nâdirah.
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
İlâ rabbihâ nâzirah.
Rabbine bakar.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ
Vevucûhüy yevmeizim bâsirah.
Yüzler de var ki o gün asıktır.
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
Tezunnü ey yüf`ale bihâ fâkirah.
Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
Kellâ izâ belegati-tterâkiy.
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ
Vekîle men râk.
"Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
Vezanne ennehü-lfirâk.
Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
Velteffeti-ssâku bissâk.
Bacak bacağa dolaşır..
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
İlâ rabbike yevmeizin-lmesâk.
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
Felâ saddeka velâ sallâ.
Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Velâkin kezzebe vetevellâ.
Fakat yalanladı ve döndü.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
Sümme zehebe ilâ ehlihî yetemettâ.
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
Evlâ leke feevlâ.
Gerektir o bela sana, gerek.
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
Sümme evlâ leke feevlâ.
Evet, gerektir o bela sana gerek.
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
Eyahsebü-l'insânü ey yütrake südâ.
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ
Elem yekü nutfetem mim meniyyiy yümnâ.
O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
Sümme kâne `alekaten fehaleka fesevvâ.
Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
Fece`ale minhü-zzevceyni-zzekera vel'ünsâ.
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ
Eleyse zâlike bikâdirin `alâ ey yuhyiye-lmevtâ.
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Baştan sona dinle · Kıyâme
0:00