İnsân
الإنسانİnsân sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 76. sûresidir ve 31 ayetten oluşur; Medenî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا
Hel etâ `ale-l'insâni hînüm mine-ddehri lem yekün şey'em mezkûrâ.
Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.
إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
İnnâ halakne-l'insâne min nutfetin emşâc. Nebtelîhi fece`alnâhü semî`am besîrâ.
Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
İnnâ hedeynâhü-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.
Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.
إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا
İnnâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veaglâlev vese`îrâ.
Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
İnne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcühâ kâfûrâ.
Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا
`Ayney yeşrabü bihâ `ibâdü-llâhi yüfeccirûnehâ tefcîrâ.
Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.
يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا
Yûfûne binnezri veyehâfûne yevmen kâne şerruhû müstetîrâ.
O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.
وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
Veyut`imûne-tta`âme `alâ hubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.
Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا
İnnemâ nut`imüküm livechi-llâhi lâ nürîdü minküm cezâev velâ şükûrâ.
"Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا
İnnâ nehâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen kamtarîrâ.
"Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا
Fevekâhümü-llâhü şerra zâlike-lyevmi velekkâhüm nadratev vesürûrâ.
Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا
Vecezâhüm bimâ saberû cennetev veharîrâ.
Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا
Müttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. Lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.
Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا
Vedâniyeten `aleyhim zilâlühâ vezüllilet kutûfühâ tezlîlâ.
Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.
وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠
Veyütâfü `aleyhim biâniyetim min fiddativ veekvâbin kânet kavârîrâ.
Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.
قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا
Kavârîrae min fiddatin kadderûhâ takdîrâ.
Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.
وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا
Veyüskavne fîhâ ke'sen kâne mizâcühâ zencebîlâ.
Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.
عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا
`Aynen fîhâ tüsemmâ selsebîlâ.
Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا
Veyetûfü `aleyhim vildânüm mühalledûn. İzâ raeytehüm hasibtehüm lü'lüem mensûrâ.
Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا
Veizâ raeyte semme raeyte ne`îmev vemülken kebîrâ.
Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.
عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا
`Âliyehüm siyâbü sündüsin hudruv veistebrak. Vehullû esâvira min fiddah. Vesekâhüm rabbühüm şerâben tahûrâ.
Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.
إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا
İnne hâzâ kâne leküm cezâev vekâne sa`yüküm meşkûrâ.
(Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا
İnnâ nahnü nezzelnâ `aleyke-lkur'âne tenzîlâ.
Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا
Fasbir lihukmi rabbike velâ tüti` minhüm âsimen ev kefûrâ.
O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Vezküri-sme rabbike bükratev veesîlâ.
Sabahakşam Rabbinin ismini an.
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا
Vemine-lleyli fescüd lehû vesebbihhü leylen tavîlâ.
Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
İnne hâülâi yühibbûne-l`âcilete veyezerûne verâehüm yevmen sekîlâ.
Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.
نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
Nahnü halaknâhüm veşedednâ esrahüm. Veizâ şi'nâ beddelnâ emsâlehüm tebdîlâ.
Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.
إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
İnne hâzihî tezkirah. Femen şâe-ttehaze ilâ rabbihî sebîlâ.
İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. İnne-llâhe kâne `alîmen hakîmâ.
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
Yüdhilü mey yeşâü fî rahmetih. Vezzâlimîne e`adde lehüm `azâben elîmâ.
Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.
Baştan sona dinle · İnsân
0:00