Mürselât
المرسلاتMürselât sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 77. sûresidir ve 50 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا
Velmürselâti `urfâ.
Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا
Fel`âsifâti `asfâ.
Büküp devirenlere,
وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا
Vennâşirâti neşrâ.
Yaydıkça yayanlara,
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا
Felfârikâti ferkâ.
Seçip ayıranlara,
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا
Felmülkiyâti zikrâ.
Bir öğüt bırakanlara,
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
`Uzran ev nüzrâ.
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ
İnnemâ tû`adûne levâki`.
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
Feize-nnücûmü tumiset.
Hani o yıldızlar silindiği zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
Veize-ssemâü füricet.
Gök yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
Veize-lcibâlü nüsifet.
Dağlar savrulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Veize-rrusülü ükkitet.
Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Lieyyi yevmin üccilet.
Bunlar hangi güne ertelendiler?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
Liyevmi-lfasl.
Hüküm gününe..
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
Vemâ edrâke mâ yevmü-lfasl.
Bildin mi, nedir o hüküm günü?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
Elem nühliki-l'evvelîn.
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sümme nütbi`uhümü-l'âhirîn.
Sonra geridekileri de onlara katarız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Kezâlike nef`alü bilmücrimîn.
Biz suçlulara böyle yaparız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vah haline!
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
Elem nahlukküm mim mâim mehîn.
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
Fece`alnâhü fî karârim mekîn.
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
İlâ kaderim ma`lûm.
Belli bir süreye kadar.
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ
Fekadernâ. Feni`me-lkâdirûn.
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
Elem nec`ali-l'arda kifâtâ.
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
Ahyâev veemvâtâ.
Gerek diriler, gerekse ölüler için.
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
Vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmihâtiv veeskaynâküm mâen fürâtâ.
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
İntalikû ilâ mâ küntüm bihî tükezzibûn.
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ
İntalikû ilâ zillin zî selâsi şu`ab.
"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
Lâ zalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
İnnehâ termî bişerarin kelkasr.
O, saray gibi kıvılcımlar atar.
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ
Keennehû cimâlâtün sufr.
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Hâzâ yevmü lâ yentikûn.
Bugün, konuşamıyacakları gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Velâ yü'zenü lehüm feya`tezirûn.
Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
Hâzâ yevmü-lfasl. Cema`nâküm vel'evvelîn.
Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Fein kâne leküm keydün fekîdûn.
Bir hileniz varsa beni atlatın.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ
İnne-lmüttekîne fî zilâliv ve`uyûn.
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İnnâ kezâlike neczi-lmuhsinîn.
İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Külû vetemette`û kalîlen inneküm mücrimûn.
Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlayanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
Veizâ kîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Vay haline o gün yalanlayanların!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Febieyyi hadîsim ba`dehû yü'minûn.
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Baştan sona dinle · Mürselât
0:00