Nebe'
النبأNebe' sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 78. sûresidir ve 40 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
`Amme yetesâelûn.
Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
`Ani-nnebei-l`azîm.
O büyük haberden (kıyametten) mi?
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
Ellezî hüm fîhi muhtelifûn.
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Kellâ seya`lemûn.
Hayır, ilerde bilecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Sümme kellâ seya`lemûn.
Hayır hayır, ilerde bilecekler.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا
Elem nec`ali-l'arda mihâdâ.
Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
Velcibâle evtâdâ.
Dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٰجًا
Vehalaknâküm ezvâcâ.
Sizleri çift çift yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
Vece`alnâ nevmeküm sübâtâ.
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا
Vece`alne-lleyle libâsâ.
Geceyi bir örtü yaptık.
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
Vece`alne-nnehâra me`âşâ.
Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
Vebeneynâ fevkaküm seb`an şidâdâ.
Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
Vece`alnâ sirâcev vehhâcâ.
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا
Veenzelnâ mine-lmü`sirâti mâen seccâcâ.
Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا
Linuhrice bihî habbev venebâtâ.
Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا
Vecennâtin elfâfâ.
Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا
İnne yevme-lfasli kâne mîkâtâ.
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
Yevme yünfehu fi-ssûri fete'tûne efvâcâ.
O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا
Vefütihati-ssemâü fekânet ebvâbâ.
Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
Vesüyyirati-lcibâlü fekânet serâbâ.
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
İnne cehenneme kânet mirsâdâ.
Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابًا
Littâgîne meâbâ.
Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا
Lâbisîne fîhâ ahkâbâ.
Orada çağlarca kalacaklardır.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
Lâ yezûkûne fîhâ berdev velâ şerâbâ.
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
İllâ hamîmev vegassâkâ.
Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
جَزَآءً وِفَاقًا
Cezâev vifâkâ.
Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
İnnehüm kânû lâ yercûne hisâbâ.
Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا
Vekezzebû biâyâtinâ kizzâbâ.
Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا
Vekülle şey'in ahsaynâhü kitâbâ.
Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
Fezûkû felen nezîdeküm illâ `azâbâ.
(Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
İnne lilmüttekîne mefâzâ.
Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا
Hadâika vea`nâbâ.
Bahçeler var, bağlar var.
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
Vekevâ`ibe etrâbâ.
Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
وَكَأْسًا دِهَاقًا
Veke'sen dihâkâ.
Dopdolu kadehler var.
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا
Lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ kizzâbâ.
Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
Cezâem mir rabbike `atâen hisâbâ.
(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
Rabbi-ssemâvâti vel'ardi vemâ beynehüme-rrahmâni lâ yemlikûne minhü hitâbâ.
O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
Yevme yekûmü-rrûhu velmelâiketü saffâ. Lâ yetekellemûne illâ men ezine lehü-rrahmânü vekâle savâbâ.
O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
Zâlike-lyevmü-lhakk. Femen şâe-ttehaze ilâ rabbihî meâbâ.
İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا
İnnâ enzernâküm `azâben karîbâ. Yevme yenzuru-lmerü mâ kaddemet yedâhü veyekûlü-lkâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Baştan sona dinle · Nebe'
0:00