Nâziât
النازعاتNâziât sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 79. sûresidir ve 46 ayetten oluşur; Mekkî bir sûredir. Bu sayfada Arapça metni, Latin harfli okunuşu, Türkçe meali ve her ayet için Arapça tilaveti bulunur.
Arapça metin: Tanzil UthmaniMeal: Elmalılı Muhammed Hamdi YazırOkunuş: Tanzil TR (Muhammet Abay)Tilavet: Mishary Râshid el-Afasy
وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا
Vennâzi`âti garkâ.
Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا
Vennâşitâti neştâ.
Usulcacık çekenlere,
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا
Vessâbihâti sebhâ.
Yüzüp yüzüp gidenlere,
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا
Fessâbikâti sebkâ.
Yarışıp geçenlere,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
Felmüdebbirâti emrâ.
Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var).
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
Yevme tercüfü-rrâcifeh.
O gün deprem sarsar,
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
Tetbe`uhe-rrâdifeh.
Onu ikinci bir sarsıntı izler.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Kulûbüy yevmeiziv vâcifeh.
Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ
Ebsâruhâ hâşi`ah.
Gözler kalkmaz saygıdan.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
Yekûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lhâfirah.
Diyorlar ki: "Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz?
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً
Eizâ künnâ `izâmen nehirah.
"Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
Kâlû tilke izen kerratün hâsirah.
"Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür." dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
Feinnemâ hiye zecratüv vâhideh.
Fakat o bir tek haykırıştır.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
Feizâ hüm bissâhirah.
Bir de bakarsın hepsi meydandadır.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Hel etâke hadîsü mûsâ.
Musa'nın haberi sana geldi mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
İz nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmükaddesi tuvâ.
Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva'da seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
İzheb ilâ fir`avne innehû tagâ.
"Haydi, demişti, git Firavun'a, çünkü o çok azdı."
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
Fekul hel leke ilâ en tezekkâ.
De ki: İster misin arınasın?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
Veehdiyeke ilâ rabbike fetahşâ.
Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın.
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
Feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
Fekezzebe ve`asâ.
Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Sümme edbera yes`â.
Sonra koşarak dönüp gitti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
Fehaşera fenâdâ.
Derken adamlarını topladı da bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
Fekâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
"Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
Feehazehü-llâhü nekâle-l'âhirati vel'ûlâ.
Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
İnne fî zâlike le`ibratel limey yahşâ.
Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
Eentüm eşeddü halkan emi-ssemâü. Benâhâ.
Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
Rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
Veagtaşe leylehâ veahrace duhâhâ.
Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
Vel'arda ba`de zâlike dehâhâ.
Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
Ahrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
Velcibâle ersâhâ.
Dağlarını oturttu.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
Feizâ câeti-ttâmmetü-lkübrâ.
Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit,
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ
Yevme yetezekkeru-l'insânü mâ se`â.
O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün,
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Vebürrizeti-lcehîmü limey yerâ.
Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit,
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
Feemmâ men tagâ.
Artık her kim azgınlık etmiş,
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
Veâsera-lhayâte-ddünyâ.
Ve dünya hayatını tercih etmişse,
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Feinne-lcehîme hiye-lme'vâ.
Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
Veemmâ men hâfe mekâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
Yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
Fîme ente min zikrâhâ.
Sen nerde, onu anlatmak nerde?!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
İlâ rabbike müntehâhâ.
Onun son ilmi Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
İnnemâ ente münziru mey yahşâhâ.
Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
Keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbesû illâ `aşiyyeten ev duhâhâ.
Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
Baştan sona dinle · Nâziât
0:00