Fatir 35:27
Ayet iki görseli aynı çerçevede birleştirir: gökten su iner, meyveler renklenir; dağlara bakan ise başka bir renk dizisine rastlar — "cüded" (çizgiler, şeritler): "bîzun" (beyaz), "humrun" (kırmızı), "ğarâbîbu sûd" (katran karası).
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتٍ مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهَا ۚ وَمِنَ ٱلْجِبَالِ جُدَدٌۢ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ
Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.
Fatir 35:27 · Meal: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Tasvir
Canlı renkler ile jeolojik renkler yan yana, hepsi aynı gök altında.
İlim
Modern jeolojide dağ kütlelerindeki renk farkları kayaç bileşimi ile açıklanır: kireçtaşı ve dolomit beyaz-krem, demir oksitce zengin tabakalar kırmızı-pas, bazalt ve bazı magmatik kayaçlar koyu kahverengi-siyah görünür. Arabistan, Anadolu ve Magrib'te dağ yüzeyinde bu farklı renk şeritleri çıplak gözle izlenebilir. Ayetin dili son derece gözlemseldir: mineraloji adları değil, uzak bir gözün yakaladığı üç temel renk.
Tefsir
Müfessirler ayetin "muhtelifen elvânuhâ" (renkleri farklı) ifadesinin iki kez tekrar edilmesine dikkat çeker: bir kez meyvelerde, bir kez dağlarda. Kurtubî bu tekrarın "görünen çeşitliliğin tek bir kaynaktan çıktığı" düşüncesine işaret ettiğini belirtir. Râzî ise "ğarâbîb" kelimesinin Arapçada en koyu, kuzgun siyahı anlamına geldiğini, dağın bazı yüzeylerinin nasıl da koyulukta bir başka uçta durduğunu aktarır.
Kaynaklar
Tefsir: Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî · el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân; Fahreddin er-Râzî · Mefâtîhu'l-Gayb. İlim: Jeoloji ve mineraloji — kayaç türleri ve renk bileşenleri üzerine standart literatür; demir oksit, kireçtaşı, bazalt.